Ürdünde Araba Kiralayıp Tüm Ülkeyi Gezdik

Ürdün uzun zamandır aklımda olan bir yer. Çünkü Dünyanın yedi harikasından biri olan petra var.Ve bu coğrafyanın insanının hikayesini hep merak etmişimdir.

Baştan söylemek istiyorum şuana kadar gittiğim ülkeler arasında en pahalısı Ürdün geldi bana.bunlar arasında Katar ve İtalya da olmasına rağmen Ürdün ultra pahalı geldi. Ya ben gittikçe fakirleşiyorum ya da Ürdün gerçekten pahalı.

Bu sefer ilk defa araba kiraladık. Bana eşlik eden arkadaşım araba kiralamanın mantıklı olduğunu söyleyince öyle yaptık ama işin aslı halkın arasında otostop çekerek veya toplu taşıma kullanarak veya hiç değilse yerli bir taksici ile yolculuk yapmak kesinlikle daha keyifli ve gezinin tadı daha iyi çıkıyor.

Mesela bu gezimde diğerlerinde olduğu gibi öyle günde 20 km falan yürüyemedim. Ama arabada nasıl yatılır konusunda uzmanlaştım.

Ürdün için biz 6 günlük plan yaptık ama aslında ürdün 3 gün hatta 2 günde bile gezip bitirilecek yer. ben 3-4 gün daha fazladan burada nefes aldığım için de kendimi şanslı hissediyorum.

Ülkeye iner inmez koskocaman bir çölde olduğunu anlayınca bi durakladık tabiki.Arkadaş burada nasıl yaşıyorlar falan muhabbetleri yaparken Jerash isimli kente doğru ilerliyoruz.

Jerash

Antik Roma döneminin gelişmiş ve önemli bir ticaret merkezi. tabiki burası da bir deprem sonucu yıkılıyor ve terkediliyor. Sanki dün yapılmış gibi duruyordu şehir.Buraya giriş aslında paralı ama biz tesadüfen parasız girilebilen bir yol öğrendik bunu sonra konuşuruz.

Jerash Antik Tiyatro

Antik şehir için çok özel ayrıcalıklı bir özelliği yok ama ben bidaha gelmek isterdim.yüzyıllarca geriye götürdüğü kesin.

Hazreti İsa ‘nın Hazreti Yahya tarafından vaftiz edildiğine inanılan bir yer de var burada inananlar vaftiz ediliyor giriş aşırı pahalıydı ama görmekte fayda olduğunu düşünüyorum tabi eğer vaktiniz geniş ise.

   

Hemen yakınlar da da Hazreti Musa’nın asasını yere vurup su çıkarttığına inanılan bir yer var burası okuyunca biraz ilginç geliyor insana ama mekanı gördükten sonra doğruluğundan tartışmaya açık olmayacak derecede şüphelendim.yani burayı es geçebiliriz.

Ama Nebo Dağı tabiki mutlaka görülmesi gereken yerler arasında.Buranın hikayesi de şöyle Hazreti Musa’ya Yahudi inancına göre kendisine vaad edilmiş toprakların gösterildiği tepe.Karşıda Kudüs ve uçsuz bucaksız koskocam çöl parçası.

Biz burada ambiyansı yaşadıktan sonra madaba kendine gittik her forum sitesinde yazıyordu ama pek gerekli olduğunu düşünmüyorum.Ya şimdi buraya gideceksin hele benim gibi meraklı biriysen her gördüğün müzeye gireceksin ve en kötü müze girişi 10 dinar yani 100 TL.İLERLEYEN ZAMANLARDA DAHA ÇOK PARA HARCAYACAKSIN EN İYİSİ O MÜZELERİN YANINDAN FALAN GEÇME Kİ GÖRMEYİNCE MERAK ETMEZSİN.

He bide Ürdün’ün olmazsa olmazı Ölü deniz. Burada elinde gazete ile suyun üzerinde fotoğraf çektirmeyi isteyebilirsin adet yerini bulsun. Göle eğer plajdan giriyorsan 200 tl falan ben plaj olmayan bir taraftan girdim bedavaydı. Ama suya girer girmez her yerim acayip fena yandı.o kadar yoğun bi tuz varki ufak tefek yaralarınız falan varsa fena inleyebilirsiniz. Burnuma su geldi hangi akla hizmet kafamı suya soktuysam artık bidaha düzelemeyeceğimi düşünmekten psikolojim bozuldu.siz asla yapmayım.bu su sadece göstermelik yüzmek çok zor.bu kadar tuzlu suda canlı yaşama ihtimali çok düşün o yüzden ölü deniz. Suda batma boğulma ihtimalin sıfır.

Buraları hızlı hızlı geçiyorum çünkü birazdan Petra ya gelicez.

Petraya gelmeden önce buranın mutlaka olması gerekenlerinden bir de Wadi Rum da konaklama.ama daha önce wadi rum yolu üzerinde 2.Abdulhamit Han tarafından yaptırılan Hicaz demir yolunda bir istasyon var.Ve istasyonda o yıllarda son seferini yapmış olan ve halen ilk günkü güzelliğini koruyan bir adet tren var.şimdi orada canlı canlı görmek ile burada ifade edebilmek arasında çok fark var.Üzücü bir şeye de denk geldim. Bu trenin ne yakınında ne uzağında konuyu anlatan hiçbir bilgilendirme levhası falan yok.ne biliyim bir Türk bayrağı Osmanlı bayrağı ve benzeri hiçbir şey yok.Abdülhamit Han ismi geçen hiçbir yazı yok. İlk başta biraz şaşırdım ama sonra bölgedeki yaşantıyı anlayınca sebebini az çok çıkartabildim.

Neyse Wadi Ruma geçelim.Burası hakkında ne kadar yazı okursanız okuyun kesinlikle hayal edebildiğinizden daha efsanevi bir yer.Fotoğraflarda öyle etkileyici falan görünmüyor ama havasını soluyup toprağına basıp gökyüzünü seyrebildiğiniz vakit ‘tamam işte budur’ dedirtiyor.Dünya yüzeyinde Mars gezeyenine en çok benzeyen yer burasıymış diyorlar.bir nevi Marsa gittiğini düşün işte.bide dünyadaki kızmızı toprak bi tek burada varmış doğruluğunu araştırmadım.

Hani Stephen Hawking amcanın dediği gibi çeşitli solucan delikleri ile başka bir paralel evrene başka uzak bir mekana geçiş mümkün ise o solucan deliklerinin mutlaka burada olması lazım.Etraftaki doğal döngü şahane.Güneşin batışı bambaşka doğuşu ise daha başka.benim gördüğüm en güzel manzara buradaydı.Kırmızı kumlar ve vadiyi çevreleyen kaya parçalarının kızılımsı rengi güneşin turunculuğu ile birleşince gerisini siz hayal edin.

He bide Ürdün deyince akla ilk gelen şeylerden bir Wadi Rum da zırh kebabı yemek.Çöl kumunun içine gömülmüş tavuk eti kesinlikle şahaneydi.fiyat biraz tuzlu ama taş yerinde ağırdır.

 

Burada çadırda konaklamak da unutulmaz bir güzellik yaşatıyor.ama öncesinde benim daha önce hiçbir yerde göremediğim canlılıktaki gökyüzünü ve yıldızları izlemek şahane.sanki burada yıldızla daha yakın.bi kaç metre üstünde gibi.

Ya herşeyi boşver de biz asıl mevzuya gelelim işte PETRA.

Sen nasıl bi şeysin ya bence burada kesinlikle yeteri kadar tanıtılmıyor. sadece Petra için gel ya.Şuana kadar gördüğüm en büyüleyici şey.dünyanın yedi harikasından biri olmak bu olsa gerek. Daha önce Kolezyumu gördüm, Tac Mahali gördüm, eski listede olan Keopsu gördüm, ama bu bambaşka bi şey çok farklı.acayip heyecan verici buna benzer duyguyu Mısır piramitlerinde yaşamıştım.O kitaplarda hem var olduğundan bahsedilen sfenks ve piramitlerin karşısına oturup seyre dalmak mükemmeldi.Petra bunu çok çok üstünde. Ya bide Petra yı ilginç yapan şeylerden biri hakkında anlatılan hikayeler.Nebatilerin kayıp kenti bir rivayete göre semud kavmi, bir diğer adı vadi Musa. Kanyonun içerisine gizlenmiş antik şehir.

Genellikle fotoğraflarda gösterilen yer antik çağdan kalma bölge halkının hazine binasıyani ben öyle anladım.en alt katta da kral mezarı falan bulunuyormuş ama bunlar çok da mühim değil.Milattan önce 400 lü yıllar.Kral mezarlarının yanı sıra Hz. Musa nın kardeşi Harunun da mezarı var burada.ayrıca asıl ilginç olan bir takım insanlarca asıl Kabenin burası olduğu hakkındaki iddialar.Her ne olursa olsun burada çok gizemli bir tarih var ve kokusu halen üzerinde.burayı tam anlamıyla bir gün dolu dolu keşfetmek gerekiyor.her zerresini adımlamak.Buarada içeri giriş biraz pahalı sanki 500 tl civarında bide gece gösterisine kalısanız bu raham 700 leri bulabiliyor.ama değer ya kesinlikle değer.Şimdi burası hakkında birkaç teknik bilgi yazayım;

 

MÖ 400 ile MS 106 yılları arasında Nebatiler‘e başkentlik yapmıştır. Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilene kadar başkent olarak varlığını sürdürmüştür. 400’lü yıllardan sonra deprem ve ekonomik sıkıntılardan dolayı kent gözden düşmüş ve zaman içinde unutulmuştur. Petra’nın yapım amacı tarihçiler tarafından bulunamamıştı. Ancak yapılan son araştırmalarda Petra’daki El-Khazneh’nin (El-Hazne) altında gizli gömülü bir bölüm olduğu ve bu bölümün kral mezarları olduğu araştırmalar sonucunda kesinleşmiştir. Petra antik kentinde tiyatro, tapınak, ev gibi yapılar kireç taşına oyularak yapılmıştır. El-Hazne ve Roma döneminde yapılan amfitiyatro en bilinen yapılardır.

Kum taşından oluşan kaya bloklarına oyulmuş tapınaklar, amfi tiyatro, mezarlar ve rölyeflerden oluşan yapı, yaklaşık 100 kilometre kare alana yayılmaktadır.

Kent, 1812 yılında İsviçreli gezgin Johann Burckhardt tarafından yeniden keşfedilmiştir. 6 Aralık 1985 tarihinde UNESCO tarafından Dünya Kültürel Mirası listesine dahil edilen antik kent, 7 Temmuz 2007 tarihinde ise Dünyanın Yeni Yedi Harikası‘ndan biri olarak seçilmiştir. Peru‘da yer alan Machu Picchu ile kardeş şehirdir.

 

Petranın ardından Akabe bölgesine de gidilebilir ama bence gitmeye değmez fazla vakit harcamadan Wadi Mujip denilen efsane bir kanyona geçiyoruz ve her ne kadar bacağımın kırılmasına ramak kala bile olsa mükemmel bir yürüyüştü.burada suya dayanıklı bir telefonumuz veya gopro olmadığı foto çekemedil ama Ürdün’ün en büyüleyici yerlerinden bii veya bana öyle gelmiş olabilir.o kadar çölün ortasında günlerce gezdikten sonra bu vadiyi görmek de etkilemiş olabilir.

Özet olarak Ürdün mutlaka ama mutlaka gidilmesi gereken bir yer.Hatta en öncelikli yerlerden biri diyebiliriz.gitmeden önce mutlaka iletişime geçelim konuşulacak daha çok şey var.

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir